Semboller ve Kavramlar


Kadim Bilgiler Yolculuğu Burada Başlıyor
Yeni araştırmalar, kültürel incelemeler ve güncel yazılardan haberdar olmak için e-posta listesine katılabilirsiniz.
Divan şiirinde büyü, sihir ve tılsım nasıl işlenir? Sedat Kardaş’ın akademik bildirisine göre, klasik Türk şiiri dünya görüşünü ve kültür yapısını yansıtan konu, tema ve türleri belirli kalıplar (mazmunlar) içinde işler; büyü, sihir ve tılsım da bu mazmunlardan biridir.
Araştırmacıya göre bu mazmunlar genel olarak sevgili, mucize gösteren peygamberler (Hz. Musa, Hz. İsa), kendisine sihir isnat olunan Hz. Süleyman, Kur’an’da adı geçen büyücüler Harut ve Marut, “Sihr-i Helal” adlı edebi sanat ve felekten/bahttan şikâyet konuları etrafında şekillenir.
Bu durumun 3 temel nedeni; Kur’an’da Bakara Sûresi 102. ayette adı geçen Harut ve Marut’un divan şiirinde büyü ve sihrin kaynağı olarak kabul edilip yaygın biçimde beyitlere konu olması, sevgilinin güzelliğinin -özellikle gözlerinin, saçının ve gamzesinin- âşıkları büyüleyen bir güç olarak tasvir edilmesi ve şairlerin kendi şiir hünerlerini övmek için sihir terminolojisinden yararlanarak kendilerini birer “sihirbaz” olarak nitelendirmesidir.
Araştırmacıya göre divan şiirinde sevgili genellikle büyücü, sihirbaz ve cadı gibi sıfatlarla anılır; bu durum, büyü ve sihir kavramlarının divan edebiyatında yalnızca dinî-mistik bir çerçevede değil, aşk ve güzellik teması etrafında da yoğun biçimde kullanıldığını göstermektedir.
Özetle, bu yazıda 2012 yılında yayımlanan akademik bir bildiriye dayanarak, klasik Türk şiirinde büyü, sihir ve tılsım kavramlarının somut örneklerini ve bu kavramların hangi mazmunlar etrafında şekillendiğini ele alıyoruz.
Sedat Kardaş’ın akademik bildirisine göre, büyü kavramı eski Türk dilinde “büg” ve “bügü” şeklinde yazılmakta ve “sihirbaz, din adamı” anlamlarında kullanılmaktaydı; İngilizce “magic”, Almanca ve Fransızca “magie” kelimelerinin ise Yunanca “magos”tan geldiği düşünülmektedir.
Araştırmacıya göre sihir kavramı da büyü terimi yerine sıkça kullanılır ve “büyü, büyücülük, gözbağcılık” anlamlarına gelir; tılsım ise Latince “amuletum”dan türeyen ve “kutsanmış, tabiatüstü bir güç taşıdığına inanılan nesne” anlamındaki bir kavramdır.
Kaynak metne göre divan şiirinde büyü ve sihirden bahsedilirken en sık başvurulan mazmun, Kur’an-ı Kerim’de Bakara Sûresi’nin 102. ve 103. ayetlerinde adı geçen Harut ve Marut’tur. TDV İslam Ansiklopedisi’nin “Hârût ve Mârût” maddesine göre bu iki isim, insanlara sihir öğrettiklerine inanılan meleklerdir.
Araştırmacıya göre divan şairleri, sevgilinin büyüleyici özelliklerini anlatırken sıklıkla Harut ve Marut’a telmihte bulunmuş; “Çâh-ı Babil” (Babil kuyusu) motifiyle birlikte bu iki ismi sevgilinin göz, gamze ve çene çukuru gibi güzellik unsurlarıyla ilişkilendirmiştir.
Örneğin Ahmedî’nin bir beytinde “İderse gözleri Harut sihrini ne aceb, Anun ki sim-i zenahdanı çâh-ı Babil’dür” (Onun gözleri Harut’un sihrini yaparsa şaşılmaz, çünkü gümüş gibi çene çukuru Babil kuyusudur) ifadesiyle sevgilinin gözleri büyücüye, çene çukuru ise Babil Kuyusu’na benzetilmiştir.

Bu görsel, divan şiirinin en zengin kaynaklarından biri olan el yazması gelenekleri simgeler.
Kaynak metne göre Şeyh Galip’in bir beytinde “Çâh-ı zenhârdan seyr et fitne-i Hârûtunu, Bir nazar kıl gamze-i sehhârına âyineden” (Çene çukurundan Harut’un fitnesini seyret, aynadan büyücü gamzene bir bak) ifadesiyle sevgilinin gamzesi sihirbaza, çene çukuru üzerine düşen saçlar da Harut’a benzetilmiştir.
Araştırmacıya göre bu tür beyitler, Harut-Marut mazmununun divan şiirinde ne denli sistematik ve tekrarlanan bir kalıp hâline geldiğini göstermektedir.
Kaynak metne göre divan şiirinde sevgili, güzelliği nedeniyle bir büyücü olarak görülür; özellikle gözleri, gamzesi ve saçları büyü ile ilişkilendirilerek sevgili “büyücü”, “sihirbaz” ve “cadı” gibi sıfatlarla anılır.
Araştırmacıya göre sevgilinin en büyük sihri güzelliğidir; âşıklar sevgiliye duydukları aşkı, sevgilinin yaptığı sihirlere bağlarlar. Erzurumlu Zihni’nin bir beytinde “O cadı yek-nefesde sad-hezar eyler füsun peyda” (O cadı tek bir nefeste yüz bin sihir peyda eder) ifadesiyle sevgili, âşıkları gaflete düşüren bir cadıya benzetilmiştir.
Kaynak metne göre sevgilinin gözü, divan edebiyatında en fazla söz edilen güzellik unsurlarından biridir ve daima sihir gücüne sahip olarak tasvir edilir; hatta Ahmedî’nin bir beytinde sevgilinin gözünün “Harut’a bile büyü talim ettiği” (öğrettiği) belirtilir.
Araştırmacıya göre sevgilinin saçı da büyü ile ilişkilendirilen bir diğer önemli unsurdur; bunun nedeni hem sihrin kıl ile yapıldığına dair halk inanışı hem de Harut ve Marut’un Babil’de saçlarından kuyuya asıldıklarına dair rivayettir. Sevgilinin gamzesi de benzer biçimde büyücü ve fitne kaynağı olarak görülür; Bâkî’nin bir beytinde sevgilinin gamzesi cadıya, kaşları ise hilale benzetilmiştir.
Araştırmacının aktardığı bir başka önemli motif, sevgili ile peri arasında kurulan benzerliktir. Kaynak metne göre peri, cinlerin dişilerine verilen ad olup çok güzel ve çekici olduklarına inanılır; periler büyü ile ortaya çıkabilir, bazı insanları kendilerine âşık edebilir ve çeşitli görünüşler alabilirler. Bu özellikleriyle sevgili, divan şiirinde sıklıkla periye benzetilmiştir.
Araştırmacıya göre nazardan korunmak amacıyla boyna takılan muska ve hamail de sevgiliyle ilgili büyü mazmunları arasında yer alır; Ahmed Paşa’nın bir beytinde şair, sevgiliye kötü gözden korunması için kendi kolunu muska gibi boynuna asmasını teklif eder.

Kaynak metne göre divan şairleri kendi şiir hünerlerini övmek amacıyla da sihir ve büyü terminolojisinden sıkça yararlanmış; şiirlerini büyülü, sihirli ve tılsımlı sözler olarak nitelendirip kendilerini birer sihirbaz olarak görmüşlerdir.
Bâkî’nin bir beytinde “Hak budur Bâkî nazir olmaz bu mu’ciz nazmuna, Şi’re âgâz itseler şimden girü sehhârlar” (Doğrusu şiirle uğraşan sihirbazlar bile artık Bâkî’nin bu mucizevi şiirine denk olamaz) ifadesiyle şair, kendi şiirini sihirbazların gücünün bile ötesinde bir mucize olarak tasvir eder.
Araştırmacıya göre “Sihr-i Helal” (helal sihir), divan şiirinde hem bir söz sanatının adı hem de “helal kabul edilen sihir” anlamına gelen çift anlamlı bir kavramdır. Bu söz sanatında bir beytin ilk mısraının sonundaki bir kelime, hem içinde bulunduğu mısra hem de bir sonraki mısra ile anlamca uyum sağlar.
Kaynak metne göre Divan Şiirinde Büyü Sihir ve Tılsım, Ahmed Paşa’nın bir beytinde “Sihr eğerçi din-i Ahmed’de haram oldu velî, Vasf-ı gamzende sözüm sihri helal oldu yine” (Sihir her ne kadar Hz. Muhammed’in dininde haram olduysa da, gamzeni tasvir ederken sözüm yine helal sihir oldu) ifadesiyle şair, sihrin dinen yasak olduğunu bilse de kendi şiir sanatının “sihr-i helal” kapsamında meşru sayıldığını vurgular.
Araştırmacının vurguladığı gibi, Divan Şiirinde Büyü Sihir ve Tılsım konusunda atıfta bulunulan peygamberlerin başında Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Süleyman gelir. Kaynak metne göre Hz. Musa dönemi büyücülüğün ilerleme kaydettiği bir dönem olarak bilindiğinden, şairler Hz. Musa’nın mucizeleri ile büyü arasında sıkça ilişki kurmuştur.
Hz. İsa ise babasız doğması, doğumunun müneccimler tarafından önceden bilinmesi ve ölüleri diriltme mucizesi nedeniyle sihirle ilişkilendirilir; Hz. Süleyman’ın ise cinlere hükmetmesi ve mühürlü yüzüğü nedeniyle müşrikler tarafından büyücü ve sihirbaz olarak ilan edildiği, ancak Kur’an’ın bu iddiayı reddettiği belirtilir.
Araştırmacıya göre son olarak divan şiirinde felek (gök, talih, kader) de kocakarı ve cadı imgeleriyle özdeşleştirilir; Bâkî’nin bir beytinde felek, sevgiliyi şairden ayıran bir büyücü kocakarı olarak tasvir edilir.
| Mazmun Kategorisi | Temsil Ettiği Unsur | Örnek Motif |
|---|---|---|
| Harut ve Marut | Büyü ve sihrin kaynağı | Babil kuyusu, sevgilinin çene çukuru |
| Sevgilinin güzelliği | Büyüleyici etki | Göz, saç, gamze = sihirbaz, cadı |
| Şiir sanatı | Şairin hüneri | Kalem = sihirbaz, şiir = büyü |
| Peygamber mucizeleri | Sihir-mucize ayrımı | Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Süleyman |
| Felek ve baht | Kader şikâyeti | Felek = büyücü kocakarı |
Divan Şiirinde Sevgiliyle İlişkilendirilen Büyü Unsurları
Bu durumun 3 temel nedeni şunlardır:
Divan Şiirinde Büyü Sihir ve Tılsım Konusunda Kaynakça ve Daha Fazla Bilgi
Bu makalede aktarılan bilgiler, Divan Şiirinde Büyü Sihir ve Tılsım Sedat Kardaş’ın (Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü) “Divan Şiirinde Büyü Sihir ve Tılsım” başlıklı akademik bildirisine (Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası Sosyal Bilimler Lisansüstü Öğrenci Sempozyumu Bildiriler Kitabı, 28-30 Nisan 2011, 2012, s.753-772) dayanmaktadır. Bildiriye Academia.edu üzerinden bu bağlantıdan ulaşılabilir.
Konunun ansiklopedik çerçevesi için TDV İslam Ansiklopedisi’nin İlyas Çelebi tarafından kaleme alınan “Sihir” maddesi ve “Hârût ve Mârût” maddesi incelenebilir; bu maddeler, sihir kavramının İslami literatürdeki tarihsel çerçevesini ve Harut-Marut’un Kur’an’daki yerini ayrıntılı biçimde ele almaktadır.
Araştırmacının çalışması ayrıca İskender Pala’nın “Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü” (2004), Agâh Sırrı Levend’in “Divan Edebiyatı Kelimeler ve Remizler Mazmunlar ve Mefhumlar” (1980) ve İbni Haldun’un “Mukaddime” (çev. Zakir Kadiri Ugan, 1970) adlı kaynak eserlerine dayanmaktadır.
Araştırmacının beyit örneklerini derlerken başvurduğu birincil kaynaklar arasında Abdülbaki Gölpınarlı’nın hazırladığı “Fuzuli Divanı” (1961), Ali Nihad Tarlan’ın hazırladığı “Ahmed Paşa Divanı” (1992) ve “Zâtî Divanı” (1967-1970), Naci Okçu’nun “Şeyh Galip” monografisi (1993) ve Muhsin Macit’in hazırladığı “Nedim Divanı” (1997) ve “Erzurumlu Zihni Divanı” (2001) yer almaktadır.
Bu kaynaklar, makalenin dayandığı beyit örneklerinin klasik divan edebiyatının en tanınmış şairlerinden (Fuzuli, Ahmed Paşa, Zâtî, Şeyh Galip, Bâkî, Nedim, Nevî) titizlikle derlendiğini göstermektedir. Bildirinin yayımlandığı Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası Sosyal Bilimler Lisansüstü Öğrenci Sempozyumu, lisansüstü araştırmacıların çalışmalarını akademik camiaya sunduğu, 2011 yılında düzenlenen ve bildiriler kitabı 2012’de basılan bir bilimsel etkinliktir.
Bu konuya ilgi duyan okuyucular, sitemizdeki Divan Şiirinde Muska ve İnsanlar Neden Büyüye Başvurur? yazılarına göz atabilir. Konunun kültürel ve tarihsel boyutuna dair daha geniş bir değerlendirme için Araştırmacı Yazar Zeynel Eroğlu’nun kırk yılı aşan gözlemlerini içeren “Türkiye’de Medyum Olmak” adlı esere göz atılabilir.
Aynı içerik kümesindeki diğer incelemelerimizden Yazılı Büyü Olarak Muska: Kenzü’l-Havâs Örneği, Türk Destanlarında Sihir, Büyü ve Fal Motifleri ve Remil (Kum) Falı Nedir? başlıklı yazılarımız da bu konuya ilgi duyan okuyucular için faydalı olabilir.
“Divan şiirinde bu terminolojiye başvurken temel olarak şu başlıklar çerçevesinde konuya yaklaşılmıştır: Kuran-ı kerimde de adları geçen Harut ve Marut adındaki iki meleğe telmihte bulunmak suretiyle, büyü sihir ve tılsım konuları işlenmiştir.” — Sedat Kardaş, “Divan Şiirinde Büyü, Sihir ve Tılsım” (2012)
Harut ve Marut, Kur’an-ı Kerim’in Bakara Sûresi 102. ayetinde adı geçen ve insanlara sihir öğrettiklerine inanılan iki melektir. Divan şiirinde bu iki isim, büyü ve sihrin kaynağı olarak kabul edilir ve genellikle “Çâh-ı Babil” (Babil kuyusu) motifiyle birlikte sevgilinin çene çukuru, gözleri veya saçlarını tasvir etmek için kullanılır.
Kaynak akademik bildiriye göre sevgilinin en büyük “sihri” güzelliğidir. Özellikle gözleri, gamzesi ve saçları âşıkları büyüleyen bir güce sahip olarak tasvir edildiği için sevgili sıklıkla büyücü, sihirbaz ve cadı gibi sıfatlarla anılmıştır.
Sihr-i Helal, hem bir divan şiiri söz sanatının adı hem de “helal kabul edilen sihir” anlamına gelen çift anlamlı bir kavramdır. Bu söz sanatında bir mısraın sonundaki kelime, hem bulunduğu hem de bir sonraki mısra ile anlamca uyum sağlar; şairler bu sanatı kullanarak şiirsel güçlerini dinen meşru bir “büyü” olarak sunmuşlardır.
Divan Şiirinde Büyü, Sihir ve Tılsım Üzerine Son Değerlendirme
Özetle, Sedat Kardaş’ın akademik incelemesi, klasik Türk şiirinin büyü, sihir ve tılsım kavramlarını yalnızca dinî-mistik bir çerçevede değil, aşk, güzellik ve şiir sanatının kendisini öven bir dil olarak da ne denli zengin biçimde kullandığını göstermektedir.
Araştırmacıya göre Harut-Marut mazmunundan sevgilinin büyülü gözlerine, peygamber mucizelerinden felek şikâyetine kadar uzanan bu geniş mazmun ağı, divan şiirinin kültürel ve dinî birikimi kendi estetik diline nasıl dönüştürdüğünün somut bir kanıtıdır.
Bu bulgu, klasik edebiyat araştırmalarının önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir: divan şiirindeki mazmunlar, yüzyıllar boyunca aktarılan dinî anlatıları, halk inançlarını ve toplumsal değerleri şairin estetik süzgecinden geçirerek yeniden üreten canlı bir kültürel bellek işlevi görür.
Harut-Marut’tan Sihr-i Helal sanatına kadar uzanan bu mazmunlar, günümüzde de Türk edebiyatının kadim köklerini ve dinî-kültürel referans dünyasını anlamak için değerli bir pencere sunmaktadır.
Araştırmacı Yazar Zeynel Eroğlu’nun kırk yılı aşan gözlemlerine dayanan “Türkiye’de Medyum Olmak” adlı eserinde de, büyü ve sihir inancının Türkiye’deki güncel toplumsal yansımalarına dair gözlem ve değerlendirmeler okuyucularla paylaşılmaktadır.
Divan şiirindeki bu zengin mazmun dünyasının incelenmesi, halk inançları ile yüksek edebiyat arasındaki köprüyü anlamak için de değerli bir katkı sunmaktadır.
Sonuç olarak, bu makalede aktarılan bilgiler bir klasik Türk edebiyatı araştırmasının bulgularını özetlemektedir; herhangi bir büyü uygulamasının veya sihir pratiğinin gerçekliğine dair bir onay ya da öneri içermemektedir.
Divan şiirinde büyü, sihir ve tılsım mazmunları, Osmanlı kültür tarihini ve klasik Türk edebiyatının zengin sembolik dilini anlamak isteyen araştırmacılar için değerli bir kaynak olmaya devam etmektedir.
Bu bakımdan divan şairlerinin sihir ve büyü terminolojisini bu denli yoğun kullanması, yalnızca bir edebi moda değil, dönemin din, halk inancı ve estetik anlayışının iç içe geçtiği bütüncül bir dünya görüşünün yansımasıdır.
Araştırmacının da belirttiği gibi, aynı kavramların hem dinî bir yasak (sihrin haram oluşu) hem de estetik bir övgü aracı (Sihr-i Helal) olarak kullanılabilmesi, divan şiirinin çok katmanlı ve esnek sembolik diline dair çarpıcı bir örnek sunmaktadır.
Harut ve Marut’tan sevgilinin büyülü gözlerine, peygamber mucizelerinden felek şikâyetine uzanan bu mazmun zenginliği, günümüz okuyucusuna klasik Türk şiirinin yalnızca bir aşk edebiyatı değil, aynı zamanda dönemin kozmoloji, din ve halk inancı anlayışını da içinde barındıran katmanlı bir kültürel metin olduğunu hatırlatmaktadır.
⚠️ Yasal Bilgilendirme:
Bu kitap ve sitedeki tüm içerikler; 677 Sayılı Kanun, TCK 158/1-a ve 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a uygun şekilde, yalnızca kültürel araştırma, tarihsel inceleme ve bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Hiçbir içerik hizmet vaadi, kesin sonuç veya yanıltıcı reklam niteliği taşımaz.

40 yılı aşkın deneyimin süzüldüğü, medyumluğun tarihini ve gerçeklerini anlatan kapsamlı bir araştırma kitabı.
Kitabı İncele
Zeynel Eroğlu, 40 yılı aşkın deneyimiyle metafizik, kadim öğretiler ve kültürel inançlar üzerine derinlemesine çalışmalar yürüten bir yazar ve araştırmacıdır. Geleneksel bilgi mirasını günümüz anlayışıyla harmanlayarak çalışmalarına devam etmektedir.