Semboller ve Kavramlar


Kadim Bilgiler Yolculuğu Burada Başlıyor
Yeni araştırmalar, kültürel incelemeler ve güncel yazılardan haberdar olmak için e-posta listesine katılabilirsiniz.
Büyücülük folkloru nedir? Doç. Dr. Adil Çelik ve Şifanur Samur’un Sivas ve çevresinde 81 kaynak kişiyle yürüttüğü iki yıllık saha araştırmasına göre, büyücülük; büyücünün davranış kalıplarını, büyü ile uğraşan kişilere yönelik toplumsal stigmaları, büyü etrafında oluşan inançları ve büyü nesnelerine yüklenen sembolik anlamları kapsayan bir halk bilgisi alanıdır.
Araştırmacılara göre büyü mağdurlarının çoğunluğunu kadınlar oluşturur ve bu kişiler genellikle evlilik sorunları, aile içi huzursuzluk veya açıklanamayan hastalıklar nedeniyle büyüye maruz kaldıklarını düşünür.
Büyü yaptıranlar ise çoğunlukla yakın ilişkilerde kontrol kaybı yaşayan ve bu kaybı metafizik yollarla telafi etmeye çalışan bireylerdir.
Tarihsel açıdan bakıldığında büyüye inanma süreci genellikle ani ve açıklanamayan kişisel krizlerle tetiklenir; evde bulunan muska, iğneli sabun gibi gizemli nesneler ise şüpheyi inanca dönüştürür.
Bu durumun 3 temel nedeni; tıbbın açıklayamadığı rahatsızlıklar, yakın ilişkilerdeki ani bozulmalar ve dışarıdan gelen “uzman” teyitleridir.
Özetle, bu yazıda 2025 yılında yayımlanan güncel bir saha araştırmasına dayanarak büyücülük folklorunu, mağdur-fail profillerini ve büyüye inanma sürecini ele alıyoruz.
Büyücülük folkloru, büyü pratikleri etrafında oluşan halk bilgisini ifade eden bir kavramdır. Büyücünün davranış kalıpları, büyü ile uğraşan kişilerle ilgili toplumsal stigmalar, büyü etrafında oluşan inançlar ve büyü yapımında kullanılan nesnelere yüklenen sembolik anlamlar, bu kavramsallaştırmanın kapsamına girer.
TDV İslam Ansiklopedisi’ndeki “Sihir” maddesine göre büyü, doğaüstü güçlerden yararlanarak olağanüstü sonuçlar elde etme iddiasına dayanan uygulamaların genel adıdır.
Büyücülük folkloru araştırmaları, büyünün gerçekliğini sorgulamaktan çok, ona duyulan inancın toplumsal işlevlerini ve bireyler üzerindeki psikososyal etkilerini anlamayı amaçlar.
Halkbilimciler bu alanı incelerken genellikle üç eksene odaklanır: inancın kökeni, inancın toplumsal aktörleri (mağdur, fail, aracı) ve inancın günlük yaşamdaki somut yansımaları. Bu üçlü çerçeve, büyücülük folklorunu yalnızca bir batıl inanç kataloğu olmaktan çıkarıp, canlı bir sosyal olgu olarak incelemeyi mümkün kılar.
Çelik ve Samur’un (2025) büyü üzerine yürüttüğü saha araştırması, Sivas ve çevresinde 81 kaynak kişiyle yapılan mülakatlara ve büyü yapılan ortamlarda gerçekleştirilen etnografik gözlemlere dayanır.
Kaynak kişilerin 10’u büyücü/hoca, geri kalanı ise kendilerine büyü yaptırıldığını düşünen ya da başkalarına büyü yaptırmak amacıyla büyücülere başvuran kişilerden oluşmaktadır.
Konunun uzmanlarına göre büyücülük suçlaması evrensel bir antropolojik örüntüdür; benzer dinamiklere Afrika, Latin Amerika ve Avrupa’nın erken modern dönem medeniyetlerinde de rastlanır.
Her toplumda büyü suçlaması, genellikle açıklanamayan bir talihsizliği toplumsal bir “fail” üzerinden anlamlandırma ihtiyacından doğar; bu da büyücülük folklorunun tek bir coğrafyaya özgü olmayan, insanlığın ortak ve evrensel bir başa çıkma mekanizması olduğunu gösterir.

Bu görsel, saha araştırmasında öne çıkan büyü mağduru deneyimini simgeler.
Araştırmacılara göre büyü mağdurlarının deneyimlerinde çaresizlik ve “medikal boşluk” teması merkezi bir yer tutar; tıbbın açıklayamadığı kronik halsizlik, nedensiz ağrılar veya psikolojik çöküntüler, kişiyi görünmeyen bir açıklama arayışına iter.
Suçlanan aktörlerin yaklaşık %80’i aile içinden (kaynana, gelin, kardeş) veya eski sevgililerdir. Bu oran, büyü suçlamalarının çoğunlukla yabancılara değil, en yakın ilişki çevresine yöneldiğini gösterir; bu da güven ile şüphenin bu tür anlatılarda ne denli derin ve iç içe geçtiğine açıkça işaret eder.
Araştırmaya göre büyü mağdurlarının çoğunluğunu kadınlar oluşturur ve bu kişiler genellikle evlilik sorunları, aile içi huzursuzluk, çocuk sağlığı veya açıklanamayan hastalık/halsizlik şikâyetleri nedeniyle büyüye maruz kaldıklarını düşünmektedir.
Erkekler ise daha çok işlerinin kötü gitmesi, kazalar, “cin musallatı” düşüncesi veya başarılarının engellenmesi gibi durumlarda büyüyü sebep olarak görmektedir.
Demografik olarak vakaların büyük kısmı kırsal kökenli veya kırsal-kentsel geçiş yaşayan, orta ve alt gelir grubuna mensup bireylerden oluşurken, kentsel ortamlarda yaşayan ve üniversite eğitimli kişilerde de kısmen büyü inancı görülebilmektedir.
Büyü yaptıranların profili ise farklı bir tablo çizer: çoğunlukla yakın ilişkilerde kontrol kaybı yaşayan ve bu kaybı metafizik yollarla telafi etmeye çalışan bireylerdir. En belirgin grubu, duygusal veya ailevi ilişkilerde tahakküm kurma ihtiyacı duyan kişiler oluşturur.
Araştırmadaki bir kaynak kişi, büyü yaptırma amacını “sadece benimle ilgilensin” ifadesiyle özetlemiştir. Araştırmacılara göre büyü yaptıranların toplumsal algısı ikircikli bir tablo çizer: bir yandan bu eylem “kıskançlık” gibi insani zaaflara bağlanarak kısmen normalleştirilirken, diğer yandan büyü yaptıranlar ahlaki bir şüphe ve potansiyel tehlike kaynağı olarak görülür.
Mağdur ve fail profilleri, motivasyon ve toplumsal algı bakımından belirgin biçimde ayrışır. Aşağıdaki tablo bu farkları özetler.
| Özellik | Büyü Mağduru | Büyü Yaptıran |
|---|---|---|
| Cinsiyet ağırlığı | Çoğunlukla kadın | Her iki cinsiyette görülür |
| Temel motivasyon | Açıklanamayan kriz/rahatsızlık | Kontrol kaybını telafi etme |
| Şüphelenilen aktör | Aile içi, eski partner | — |
| Toplumsal algı | Şefkat, “kurban” konumu | İkircikli, kısmen ahlaki şüphe |
Bu tablo, saha araştırmasının iki profili nasıl net bir biçimde birbirinden ayırdığını gösterir. Araştırmacılar, bu iki profilin genellikle birbirini karşılıklı olarak beslediğini de vurgular: bir tarafın “mağdur” konumu, diğer tarafın “fail” olarak damgalanmasını meşrulaştıran, kendi kendini sürekli besleyen kapalı bir anlatı döngüsü yaratır ve bu döngü zamanla kırılması güç hâle gelir.

Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, bireylerin büyüye inanma sürecinin genellikle ani ve açıklanamayan kişisel krizlerle tetiklenmesidir.
Bu süreç çoğunlukla tıbbi olarak teşhis edilemeyen rahatsızlıklarla başlar: sürekli halsizlik, nedensiz ağrılar, ani hastalıklar veya açıklanamayan psikolojik değişimler. Hekimlerin bu şikâyetlere bir teşhis koyamaması, bireyleri alternatif açıklamalar aramaya iter ve büyü şüphesini güçlendirir.
İkinci tetikleyici, kişisel ilişkilerdeki dramatik ve anlaşılmaz bozulmalardır. Eşin aniden soğuk veya ilgisiz davranmaya başlaması gibi durumlar, çoğu zaman “dışarıdan bir müdahale” olarak değerlendirilen büyü ile açıklanır. Somut ve gizemli bulgular ise şüpheyi doğrudan inanca dönüştüren en güçlü etkendir: evde veya kişisel eşyalarda aniden ortaya çıkan, doğal yollarla açıklanamayan nesneler (iğneli sabun, düğümlü ip, açıklanamayan leke) bireyleri derinden sarsar.
TDV İslam Ansiklopedisi’ndeki “Muska” maddesine göre bu tür nesnelerin halk inancındaki yeri, İslami çerçevede tartışmalı bir konumdadır. Dışarıdan gelen teyit ve yönlendirmeler de inanç sürecinde kritik rol oynar.
Falcıların, komşuların veya tanıdıkların sözlü uyarıları ilk şüpheyi ateşlerken, birden fazla “uzmanın” aynı teşhisi koyması şüpheyi neredeyse kesin bir inanca dönüştürür. En önemli çıkarım şudur: büyüye inanma, tek bir andan çok; tıbbi belirsizlik, ilişkisel kriz ve sosyal teyidin art arda gelmesiyle şekillenen kademeli bir süreçtir.
Araştırmacılar bu süreci bir tür “anlam arayışı” olarak da yorumlar: birey, kontrol edemediği bir durumu açıklayabilecek bir çerçeve bulduğunda, bu çerçeveyi hızla ve kararlılıkla benimser. Bu psikolojik mekanizma, yalnızca büyü inancına özgü değildir; komplo teorileri ve bazı alternatif tıp uygulamalarına duyulan inançta da benzer bir örüntü gözlemlenir.
Kaynak kişilerden biri, bu süreci “önce inanmıyordum, ama üç kişi aynı şeyi söyleyince inanmamak elde değildi” sözleriyle özetlemiştir. Bu ifade, sosyal teyidin bireysel şüpheciliği nasıl aşındırabileceğini çarpıcı biçimde gösterir.
Araştırmacılar bu dinamiği “toplumsal doğrulama etkisi” olarak tanımlar; bir inanç ne kadar çok kişi tarafından art arda tekrarlanırsa, bireyin ona direnme kapasitesi de o ölçüde hızla ve gözle görülür biçimde azalır ve sonunda neredeyse tamamen ortadan kalkar.
Bu Durumun 3 Temel Nedeni
Bu durumun 3 temel nedeni şunlardır:
Bu makalede aktarılan saha bulguları, Doç. Dr. Adil Çelik ve Şifanur Samur’un “Büyücülük Folkloru” başlıklı makalesine (Folklor Akademi Dergisi, Cilt 8, Sayı 4, 2025, s. 1061-1079) dayanmaktadır. Araştırma, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Etik Kurulu onayıyla yürütülen ve yaklaşık iki yıl süren, 81 kaynak kişiyle yapılan mülakat ve gözlemlere dayanan bir saha çalışmasıdır.
Konuyla ilgili doğrulanabilir dış kaynaklar arasında şunlar sayılabilir: büyünün tanımı için TDV İslam Ansiklopedisi’nin “Sihir” maddesi; muska geleneği için aynı ansiklopedinin “Muska” maddesi; büyü-cadılık ayrımı için Vikipedi’nin “Cadılık” maddesi; muskanın tarihsel gelişimi üzerine akademik bir örnek olarak da Veysel Sarı ve Hasan Ali Şahin’in DergiPark üzerinde yayımlanan makalesi.
Bu makalede aktarılan yorumlar, ilgili araştırmacıların akademik değerlendirmeleridir; kesin bir bilimsel ya da dinî hüküm niteliği taşımaz.
Ayrıca büyücülük ve halk inançları alanındaki klasik antropolojik çalışmalardan Edward Evans-Pritchard’ın “Witchcraft, Oracles and Magic Among the Azande” (1937) adlı eseri, büyü inancının toplumsal işlevini anlamak isteyen okuyucular için karşılaştırmalı bir perspektif sunar.
Araştırmacıya göre bu tür karşılaştırmalı çalışmalar, Anadolu’daki büyücülük folklorunun evrensel bir insan davranışı örüntüsünün yerel bir tezahürü olduğunu görmeyi kolaylaştırır.
Bu konuya ilgi duyan okuyucular, sitemizdeki büyüler kategorisi altındaki kara büyü yazısına göz atabilir. Konunun saha gözlemlerine dayanan geniş bir değerlendirmesi için ise Araştırmacı Yazar Zeynel Eroğlu’nun kırk yılı aşan gözlemlerini içeren “Türkiye’de Medyum Olmak” adlı esere göz atılabilir.
Aynı içerik kümesindeki diğer incelemelerimizden Atasözleri ve Deyimlerde Nazar İnancı Nasıl Yansır?, Cin Çarpması Halk Anlatılarında Nasıl Anlatılır?, Cin ve Peri Nedir? Halk İnancı ve Dinî Kaynaklardaki Yeri, Falnâme Nedir? Edebi Bir Tür Olarak Kur’an Falı Geleneği ve Nazar Boncuğunun Tarihi ve Sembolik Anlamı Nedir? başlıklı yazılarımız da bu konuya ilgi duyan okuyucular için faydalı olabilir.
“Büyüyle insanlar, insanların kader çizgisiyle oynuyor ama kader çizgisini Allah yazmış” — Çelik ve Samur’un (2025) saha araştırmasında yer alan bir kaynak kişi ifadesi (KK1)
Büyücülük folkloru, büyücünün davranış kalıplarını, büyü ile uğraşan kişilere yönelik toplumsal stigmaları, büyü etrafında oluşan inançları ve büyü nesnelerine yüklenen sembolik anlamları kapsayan bir halk bilgisi alanıdır.
Saha araştırmasına göre büyü mağdurlarının çoğunluğunu kadınlar oluşturur; bu kişiler genellikle evlilik sorunları, aile içi huzursuzluk veya açıklanamayan hastalıklar nedeniyle büyüye maruz kaldıklarını düşünmektedir.
Araştırmacılara göre bu süreç genellikle tıbbi olarak açıklanamayan bir rahatsızlık veya kişisel ilişkilerdeki ani bir bozulmayla başlar; evde bulunan gizemli nesneler ve dışarıdan gelen uzman teyitleri şüpheyi inanca dönüştürür.
Büyücülük Folkloru Üzerine Son Değerlendirme
Özetle, büyücülük folkloru; büyü mağdurlarının ve büyü yaptıranların profillerinden, büyüye inanma sürecindeki tetikleyici faktörlere kadar geniş bir halkbilimsel alanı kapsar.
Saha araştırmaları, bu inancın rastgele değil, tıbbi belirsizlik, ilişkisel kriz ve sosyal teyidin bir araya gelmesiyle şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular kesin bir sonuca bağlanmış değildir; tam tersine, halkbilimi ve din sosyolojisi alanında hâlâ araştırılmaya devam eden canlı bir konudur.
Araştırmacı Yazar Zeynel Eroğlu’nun kırk yılı aşan saha gözlemlerine dayanan “Türkiye’de Medyum Olmak” adlı eserinde de, halkın büyücülük folkloruna dair benzer gözlemler okuyucularla paylaşılmaktadır. Günümüzde ise internet ve modernleşmeye rağmen büyücülük folklorunun varlığını sürdürmesi, onun kültürel bir “direnç sistemi” olarak Türk halk kültüründe işlev görmeye devam ettiğini göstermektedir.
Okuyucu için düşünmeye değer bir soru şudur: Büyüye başvuran kişilerin çoğunlukla kadın olması ve genellikle evlilik ya da aile içi sorunlarla ilişkilendirilmesi, toplumsal cinsiyet rollerinin ve kadınların yaşadığı kontrol kaybının bir yansıması mı, yoksa yalnızca kültürel bir tesadüf müdür?
Bu makalede aktarılan saha bulguları herhangi bir büyü pratiğinin gerçek etkinliğine dair bir iddia içermemekte, yalnızca toplumsal bir inanç ve davranış örüntüsünü betimlemektedir. Büyücülük folkloru, bu haliyle hem geçmişin hem de günümüzün Anadolu toplumunu anlamak için değerli bir pencere sunmaya devam etmektedir.
Sosyal medyanın ve dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte, büyü ve medyumluk pratiklerinin de yeni mecralara taşındığı, ancak bu değişimin altında yatan psikososyal ihtiyaçların çoğu zaman aynı kaldığı görülmektedir.
⚠️ Yasal Bilgilendirme:
Bu kitap ve sitedeki tüm içerikler; 677 Sayılı Kanun, TCK 158/1-a ve 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a uygun şekilde, yalnızca kültürel araştırma, tarihsel inceleme ve bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Hiçbir içerik hizmet vaadi, kesin sonuç veya yanıltıcı reklam niteliği taşımaz.

40 yılı aşkın deneyimin süzüldüğü, medyumluğun tarihini ve gerçeklerini anlatan kapsamlı bir araştırma kitabı.
Kitabı İncele
Zeynel Eroğlu, 40 yılı aşkın deneyimiyle metafizik, kadim öğretiler ve kültürel inançlar üzerine derinlemesine çalışmalar yürüten bir yazar ve araştırmacıdır. Geleneksel bilgi mirasını günümüz anlayışıyla harmanlayarak çalışmalarına devam etmektedir.